CHP’liler Kanal İstanbul için itiraz dilekçesi verdi

CHP Bartın İl Başkanlığı ve İlçe örgütleri, son günlerin en tartışmalı projesi olan Kanal İstanbul Projesine itiraz etti. 200’ün üzerindeki itiraz dilekçesini Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne veren CHP’liler adına açıklamada bulunan İl Başkanı Selim Karakaş, “Kanal İstanbul Projesi ile mücadele siyasi bir mücadele değildir. Kanal İstanbul Siyasi bir seçim hiç değildir. Kanal İstanbul kentine ve ülkesine sahip çıkanlarla, kentine ve ülkesine ihanet edenlerin mücadelesidir.” dedi.
Bu haber 2020-01-02 15:13:53 eklenmiş ve 67 kez görüntülenmiştir.

 

 

Nilay Meryem ÇÖMLEK

Erkan Hızoğlu

 

CHP Bartın il ve ilçe örgütleri, son günlerin en tartışmalı projesi olan Kanal İstanbul Projesine itiraz etti. 200’ün üzerindeki itiraz dilekçesini Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne veren CHP’liler basın açıklamasında da bulundu.

CHP Merkez İlçe Başkanı Nazif Çomak dahil çok sayıda partilinin bulunduğu açıklamada İl Başkanı Selim Karakaş, CHP’nin Kanal İstanbul’a neden karşı olduğunu sıralayan 15 maddelik gerekçeleri tek tek açıkladı. Projenin sadece İstanbul’u değil tüm ülkeyi ilgilendirdiğine dikkat çeken Karakaş, “Çok değerli Basın Emekçileri saygıdeğer Bartınlı hemşerilerimiz  bugün burada Kanal İstanbul itirazımızı dile getirmek ve buna ilişkin itiraz dilekçelerimizi Bartın  Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne teslim etmek üzere toplanmış bulunuyoruz. Ülkemizin çok ciddi ekonomik problemlerle mücadele ettiği  böylesine kritik bir dönemde AKP iktidarı tarafından ortaya atılan Kanal İstanbul Projesi sadece İstanbulluları  değil, tüm yurttaşlarımızı ilgilendiren ve hep birlikte mücadeleyi gerektiren bir ülke meselesidir.” dedi.

 

Karakaş: “Kanal İstanbul, siyasi bir seçim değil”

 

Kanal İstanbul Projesi ile mücadelenin siyasi bir mücadele olmadığının altını çizen Karakaş, şunları söyledi:

“Yurttaşlarımızın yoksullukla mücadele ettiği böylesine bir dönemde; işçilere, kamu emekçilerine, emeklilere yüzde 10’lu rakamlar ile ifade edilen ücret artışları yapılırken, çiftçilerimize verilen  teşvikler yeterli olmadığı için tarımsal üretim yapılamazken, Esnaf Tüccar Sanayici artan girdi maliyetleri ve vergi yükleri nedeni ile iflasın eşiğine gelmişken, geçim sıkıntısı nedeni ile intihar eden yurttaşlarımıza her geçen gün yenisi eklenirken; bütün bu gerçekleri ve yaşananları görmezden gelerek ortaya atılan bu proje sadece İstanbul’a  değil ülkeye ihanet projesidir. Kanal İstanbul Projesi ile mücadele siyasi bir mücadele değildir. Kanal İstanbul, siyasi bir seçim hiç değildir. Kanal İstanbul sadece kendi söylediklerinin doğru olduğuna inananlar ve bundan rant devşirenler  ile  bilimle, halkla, ortak akılla hareket edenlerin mücadelesidir. Kanal İstanbul kentine ve ülkesine sahip çıkanlarla, kentine ve ülkesine ihanet edenlerin mücadelesidir. Ülkesini ve milletini seven bir siyasetçinin önceliği milletinin mutluluğunu sağlamaktır. Bunca genç işsizlikten inlerken, bunca insan yoksulken, sürdürülebilir üretim, sürdürülebilir istihdam ve sürdürülebilir refah için bunca fabrika kurma ihtiyacı varken, 16 milyon nüfuslu İstanbul’un 82 milyon nüfuslu ülkemizin geleceği olan çocuklar yeterince beslenemezken, bizim önceliğimiz Kanal İstanbul olamaz.”

 

İşte itiraz gerekçeleri!

 

Karakaş, bu sözlerinin ardından ise CHP’nin projeye neden itiraz ettiğini de gerekçeleriyle birlikte açıklayarak şöyle konuştu:

 

İstanbul su kaynaklarını kaybedecek

 

“Projedeki kanal; yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda, 20.75 metre derinliğinde ve en dar yerinde 275 metre genişliğinde bir kanal. Kanal İstanbul projesi yapıldığı takdirde, 8 bin 500 yıldır var olan İstanbul, sonsuza kadar yer altı ve yer üstü su kaynaklarını kaybedecek. Bundan sonra sıralayacağım 14 maddeyi bir kenara koyun, sadece bu madde bile bu projenin derhal rafa kaldırılmasını emrediyor. Akıllı, mantıklı, gerçeklerden uzaklaşmamış hiçbir kamu yöneticisi, hiçbir siyasetçi, böyle bir riskin varlığını bile bile bu projenin inşaatını destekleyemez. Kendi ülkesine, kendi şehrine, kendi insanına bu ihaneti düşünemez. Belediyemizin çeşitli daire başkanlıklarının, DSİ’nin ve İSKİ’nin raporları, projenin inşa edilmesi halinde karşılaşacağımız felaketin boyutlarını tek tek anlatıyor. Bunlara göre projenin getirdiği en büyük tehlike, Terkos Gölü’ne karışacak tuzlu su ile gölün, ebediyen su kaynağı sıfatını yitirecek olması önemli bir ihtimalidir. Terkos Gölü havzası, İstanbul ve çevresi için bir depolama alanıdır. Binlerce yıldır Avrupa yakasındaki en hayati, en büyük su deposudur. Kanal İstanbul inşa edilirse, her şeyden önce bu muazzam su kaynağı yok olacak. Bir milli yatırım olarak, değeri 2 milyar liranın üzerinde olan Sazlıdere Barajı, aynen apar topar kapatılan Atatürk Havalimanı gibi, tümüyle işlevsiz kalacak. Kanal İstanbul projesiyle, Terkos Gölü’nün doğusundaki 20 kilometrelik su toplama havzası da devre dışı kalıyor. Şu anda Sazlıdere – İkitelli sistemi ile Terkos, ikisi birlikte İstanbul’un tüm su ihtiyacının yüzde 29’a yakınını karşılıyor. 15 yıl sonra ise 7.5 milyon insanın su ihtiyacını karşılayacak. Kanal İstanbul inşa edilince, mevcut bu sistem tamamen devre dışı kalacak.

 

Deprem riskini tetikler!

 

Proje 1., 2., ve 3. derece deprem bölgelerinde kalıyor. 11 kilometre mesafeden Kuzey Anadolu fay hattı, 30 kilometre mesafeden Çınarcık fay hattı geçiyor. Bilim insanları, Kanal İstanbul Projesi’nin, yeryüzü ve yeraltı gerilme dengelerini bozacağını söylüyor. İnşaat ile ortaya çıkacak aşırı yüklemelerin, yeni depremleri davet edeceğini, depremlerin şiddetini artıracağını söylüyor. Plana göre; kanalın Marmara girişi olan Avcılar Denizköşkler’de 631 bin metrekarelik denize dolgu ile konteynır limanı yapılacak. Bu liman da risk altında. Neden? Olası büyük İstanbul depreminin, 6 metre yükseklikte dalgalar yaratacağı konusu bilim adamlarınca ortaya konuluyor. Tsunamiyle o liman da sular altında kalacak. Bilim insanları hepimizi ikaz ediyor. Akıldan ve bilimden uzaklaşan herkese, Allah akıl fikir versin. Göz göre göre, kendi elimizle, kendi bütçemizle felakete niye davetiye çıkarıyoruz diye. Ben de soruyorum: Niye yapıyoruz bunu?

 

İstanbul’un doğasını katledecek

 

Kanal projesi ile, projenin inşaatıyla, 23 milyon metrekare orman alanı, 45 kilometre uzunluğunda ve ortalama 150 metre genişliğinde 136 milyon metrekarelik çok verimli tarım ve orman alanı, sonsuza kadar ortadan kaldırılmış olacak. Allah aşkına, ömür gelip geçiyor değil mi? Biz, İstanbul’un son 50-60-70 senesini yaşıyoruz. Bitecek. Geleceğe ne bıraktığımız konuşulacak. İşte herkesin hayali başka. Biri 60-70-80 kat bina hayal edebilir, ben de orada, İstanbul’a, o 136 milyon metrekare alanda daha fazla sağlıklı gıdayı nasıl oluşturabiliriz, orada insanlar hayata daha fazla umutla bağlanabilir, ben de onu hayal ediyorum.

 

İstanbul’un tarihi talan edilecek

 

O denli komik ki, Boğaz’ın tarihi dokusunun korunması, proje için gerekçe olarak gösteriliyor. Kanalın bitmesiyle Boğaziçi trafiği azaltılacakmış. O da Boğaz’daki tarihi dokunun korunmasını sağlayacakmış. Boğaz trafiği ile ilgili olarak da dikkatinizi çekmek isterim. ÇED Başvuru Dosyası’nda, Boğaz trafiğinde iddia edildiği gibi yıllara göre bir artış değil, tam tersine özellikle son 10 yılda yüzde 22.46’lık bir azalış gözlenmektedir. Oysa ki, projeyle birlikte 17 milyon metrekarelik SİT alanı etkilenmektedir. Küçükçekmece Gölü kıyısında yer alan Bathenoa Antik Kenti olsun, İstanbul’daki ilk yerleşmelerden biri olan Yarımburgaz Mağaraları olsun, daha bilmediğimiz toprak altındaki nice antik hazineler olsun, muazzam bir tarihi zenginlik proje tarafından yutulacak. Tarihe ve tarihi değerlere neden zulmediyorsunuz? İhanete fırsat tanımayacağız.

 

Gelir rüyası

 

Diyebilirler ki; ‘Orta Amerika’da Panama Kanalı, Mısır’da Süveyş kanalı yapıldı. O ülkeler buradan büyük para kazandı. Türkiye’nin kazanmasını istemiyorsunuz.’ En büyük kandırmacalardan biri bu. Panama Kanalı, gemilerin yolunu 13 bin kilometre kısaltıyor. Süveyş Kanalı, Akdeniz ve Kızıldeniz üzerinden Hint Okyanusu’nu birbirine bağlıyor ve gemilerin yolunu 6000 kilometre yolunu kısaltıyor. Gemiler, o yüzden iki kanala para ödeyerek o kanallardan geçiyorlar Peki Kanal İstanbul? Kanal İstanbul’da gemiler için yoldan tasarruf söz konusu değil ki? Kanal İstanbul’dan geçmek ile İstanbul Boğazından geçmek aynı şey. Aynı mesafe. Hatta yukarıdan aşağı gelen 6 knot gücündeki akıntı nedeniyle, Marmara’dan Karadeniz’e gidiş en az 3-4 saat sürecek. Gemiler, İstanbul Boğazı’ndan bedavaya geçmek varken, neden para vererek Kanal İstanbul’dan geçsin? Hangi akıllı kaptan, karını düşünen hangi şirket buna evet diyecek? Kanal İstanbul, gemilerin yolunu kısaltmıyor ama İstanbulluların hayatını kısaltıyor.

 

İstanbullular trafikte iki kat perişan olacak

 

İstanbul Ana Ulaşım ve İstanbul Lojistik planlarında henüz Kanal İstanbul yer almıyor. Planlarda yer almadığı için, Kanal İstanbul’un, İstanbul ulaşımına olacak etkisini kestirmek mümkün değil. Ama kanal çevresinde planlanan konut alanları, kanal nedeniyle kopacak ve sonra köprülerle tadil edilmeye çalışılacak ulaşım hatları, yeni ulaşım talepleri demektir. İstanbul yarımadası, Trakya’dan ayrılacağı için yeni bağlantı köprülerine ihtiyaç duyulacak. İnşaatın başlamasıyla TEM ve E5, sık sık trafiğe kapatılacak. Altı-yedi yıllık inşaat sürecinden bahsediyorlar. İstanbul trafiğinde yaşanacak problemlerin boyutu belirsiz. Ayrıca Kanal İstanbul projesi ile halen planlanmış olan Mahmutbey-Esenyurt ve Sefaköy – TÜYAP – Beylikdüzü metro hatlarını de etkileniyor. Bu bölgelere hızla metro getirmemiz gerekirken, milyonlarca insanın ulaşımını kolaylaştıracak 2 hatta daha fazla metro hattını inşa etmek varken, neden milyonlara trafikte zulmü reva görüyorsunuz?

 

8 milyonluk nüfus bir adaya hapsolacak

 

Konuşulduğu kadarıyla proje, İstanbul’un hem karadaki hem de denizdeki ekolojik denge sistemini değiştirebilecek riskler içermekle kalmıyor, İstanbul Boğazı ile yeni açılacak kanal arasına oluşacak olan adaya, 8 milyonluk bir nüfusun hapsedilmesi gibi bir durum da ortaya çıkıyor. Bu akıldışı projeyle, akıl tutulmasıyla dayatılan bu projeyle, ülkenin deprem riski en yüksek bölgesine 8 milyon insanı hapsetmiş oluyorsunuz. Deprem anında bu nüfusun güvenliğini nasıl sağlayacaksınız? Tam bir can pazarına dönecek o kritik anda milyonlarca İstanbulluyu başka bir coğrafyaya nasıl nakledeceksiniz? Vazgeçtim mal güvenliğini; vatandaşlarınızın canını nasıl koruyacaksınız? Bu proje hem İstanbul’un güvenliği için hem de Trakya’nın savunması için stratejik bir ihanet projesidir. Hakikaten bizden bu projeye ‘Evet’ dememizi nasıl bekliyorsunuz?

 

Balıkçılık yok olacak

 

Karadeniz – Marmara su geçişinde, Marmara Denizi’ndeki ilk 25 metrelik su, az tuzlu Karadeniz suyu. Yani bol oksijenli, balıkların çok sevdiği su. Boğaz lüferinin yakalandığı Galata Köprüsü’nden, kuyulardan istavrit tutulan su bu. Geri kalan 1400 metrelik çukurda, bol tuzlu Akdeniz suyu var. Bu derin kısımda oksijen çok daha az olduğu için verimli değildir. Kanalın inşa edilmesiyle binlerce yıldır var olan doğal denge bozulacak. Bunu su bilimcileri söylüyor. Karadeniz’de tuzlu su miktarı artacak ve doğal dengesi bozulacak. Hem Marmara’da hem de Karadeniz’de balık da yok olacak balıkçılık da bitecek. Az oksijenli su Marmara’yı kaplayacak ve tüm Marmara, bir zaman Haliç’in koktuğu gibi kokacak. Çok da hızlı olacak bu süreç. Çünkü kanaldaki akıntı nedeniyle, Küçükçekmece Lagünü’nün dip çamuru da olduğu gibi Marmara denizine akacak. Lagünle ilgili bir ÇED raporu da yok henüz. Silivri’de, Tekirdağ’da yazlığı olanlar, Yeşilköy’den Menekşe’den deniz sefası yapanlar, Yalova’dan Armutlu’dan Erdek’ten yani tüm Marmara’dan yararlanan milyonlarca insan bundan etkilenecek. Tüm vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum. Allah İstanbul’umuzu bu kadar güzel ve dengeli donatmışken, onun kurduğu bu düzeni yok etmeye çalışmanın vebali o kadar büyük ki. Allah esirgesin. İstanbul’umuzun suyuna, ormanına, balığına, kuşuna, bitkisine, buradan geçim sağlayan yüzbinlerce insanın helalini yok etmeye çalışmak, doğaya bu denli zarar vermek haramdır. Bu, inancımızın tarifidir.”

 

Mezarlıklar yok olacak

 

Mezarlıklar Müdürlüğü’müzün verdiği rapora göre, kanal projesiyle Arnavutköy’deki Baklalı, Roman ve Yeniköy Mezarlıkları çok net proje alanında kalıyor. Bunlarla ilgili yazı yazıldı ama yanıt bile verilmedi. Yani burada yakınları yatan insanlar, bu mezarları başka bir yere nakletmek zorunda kalacaklar. Ölüye bile rahat yok. Bitmedi. Tehlikede olan sadece 3 mezarlık değil. Arnavutköy ilçesinde bunlar dışında 8 mezarlık daha, Küçükçekmece’de Altınşehir mezarlığı ve Başakşehir’de Kayabaşı mezarlığı ÇED inceleme alanında kalıyor. Yani birinin içinden yol geçme, öbürünün altında isale hattı geçme riski var. Özetle Arnavutköy, Küçükçekmece ve Başakşehir ilçelerinde pek çok mezarın taşınmak zorunda kalması vicdanlarda da yara açacaktır. Hiçbir millet, ecdadına böyle davranamaz. Yapmayın bu zulmü.

 

Önceliğimiz Kanal İstanbul olamaz

 

Kanal İstanbul Milleti sevmemektir. Kendini sevmektir. Kamu adına karar verenlerin önceliği milletin canını malını, geleceğini korumaktır. Öyle olmalıdır. Kamu adına iş yapanlar, siyasetçiler, bürokratlar çevreyi, tabiatı, denizleri, sahilleri, tarihi, kültür ve tabiat varlıklarını korumak zorundadır. Milletini seven bir siyasetçinin önceliği milletinin mutluluğunu sağlamaktır. Bunca genç işsizlikten inlerken, bunca insan yoksulken, sürdürülebilir üretim, sürdürülebilir istihdam ve sürdürülebilir refah için bunca fabrika kurma ihtiyacı varken, 16 milyonluk bu şehrin geleceği olan çocuklar yeterince beslenemezken, bizim önceliğimiz Kanal İstanbul olamaz.”

 

ETİKETLER : Bartın CHP CHP İl Başkanlığı Selim Karakaş Kanal İstanbul
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer SİYASET haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
BARTIN PUSULA GAZETESİ
© Copyright 2013 . Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
Bartın Web Tasarım